Kamusal ve Özel Alan Ayrımı Nedir? (8)

Kamu sözcüğü Türk Dil Kurumu’nun genel sözlüğüne göre devlet işlerinin tümü, bir ülkedeki halkın bütünü, amme gibi anlamlara gelmektedir. Özel sözcüğü ise, yalnız bir kişiye, bir şeye ait veya ilişkin olan, bir kişiyi ilgilendiren, hususi gibi anlamlara gelmektedir. Richard Sennett’ın, Kamusal İnsanın Çöküşü isimli kitabında 17. Yüzyıl İngiltere’sinde kullanımları üzerinden yaptığı tanımlarda ise, “Kamusal” sözcüğü herkesin denetimine açık olan anlamına gelirken, “özel” sözcüğü kişinin ailesi ve arkadaşları ile sınırlanan mahfuz bir yaşam bölgesi anlamında kullanılmaktaydı. Bugün kullandığımız anlamları kazanması ise kapitalizmin gelişerek neden olduğu toplumsal değişim ve doğal hukuk anlayışının biçimlendirmesi ile olmuştur. Kapitalizmin gelişmesi ile devlete ve kiliseye karşı güçlenen insan özne olarak değerlendirilmiş kendisine meşruiyetini gerçekleştirebilmek için bir hayat alanı oluşturmuştur.

Kamusal ve Özel alanla ilgili ayrımlar konusunda dört farklı bakış açısı vardır, bunlara kısaca değinmenin faydalı olacağını düşünüyorum. Bunlardan ilkinde kamusal alan, hem devlet hem de ekonomik alanlardan ayrılan müzakere, kolektif özyönetim ve siyasetin yani erdemli yurttaşların alanıdır. Özel alan ise, ailenin, arkadaşlığın ve ekonominin alanı olarak tanımlanır. İkincisinde kamusal alanın sınırları devlet idaresine ve özel alanın sınırları ise pazar ekonomisine bağlı olarak çizilir.  Üçüncüsünde kamusal alan, sosyallik içeren kamusal yaşamın alanına, özel alan ise, toplumsal sosyal ilişkilerin dışında mahrem olan ev içi alana karşılık gelir. Dördüncüsü ise feminist teoriden kaynağını bulmuş ve en basit hali ile kamusal – özel alan ayrımının kadının sömürüsüne ve erkeğin egemenliğine hizmet etmesi nedeniyle reddedilmesi gerektiğini savunan görüştür. En temel hali ile gruplandırılan görüşler kapsamında kamusal alan kavramı ile ilgili en çok fikir üreten Hannah Arendt ve Jürgen Habermas’ın da bu konudaki görüşlerine değinmenin faydalı olacağını düşünüyorum.

Hannah Arendt, “kamusal alan herkesin özgürce kendisini gösterdiği ve bir araya gelebildiği yerdir” diyerek, daha genel ve kapsayıcı bir tanımlama yapmıştır. Bu konu üzerine en çok çalışan filozoflardan olan Jürgen Habermas’a göre ise “Kamusal alan’ kavramıyla, her şeyden önce, toplumsal yaşamımız içinde, kamuoyuna benzer bir şeyin oluşturulabildiği bir alanı kastederiz. Kamusal alan, toplum üyelerinin, çeşitli iletişim araçları kullanılarak kendileri ile ilgili konuları rasyoneliteye dayalı olarak tartıştığı ve böylece bu konular hakkında kamuoyu oluşturabildiği varsayılan süreç, araç ve mekanların tanımlandığı hayat alanıdır. Yurttaşlar ancak, genel yarara ilişkin meseleler hakkında kısıtlanmamış bir tarzda, yani toplanma, örgütlenme, kanaatlerini ifade etme ve yayınlama özgürlükleri garantilenmiş olarak tartışabildiklerinde kamusal bir biçimde davranmış olurlar.” Yine Habermas’a göre devletin görevi kamusal alanda dışsaldır, yani sürece müdahil olmaz ancak hukuk yolu ile bireylerin kamusal alana eşit katılımını ve sürece ilişkin düzenin sağlanmasına katkıda bulunur. Bu bakış açısından anlaşılacağı üzere Habermas, kamusal alanı devletten, ekonomik ilişkilerden tamamen ayrı şekilde ortak çıkarlar için bir araya gelinmiş rasyonel söylem alanı olarak tasarlar. Özel alan kavramı ise, genellikle bireye ve ailesine ilişkin olan mahrem olarak nitelenebilir. Habermas, modern dönem kamusal alanının çöküşünü ise özel alanın konularının kamusala çıkarılması, iki alanın birbirinin içine geçmesi olarak değerlendirir.

Arendt, modernizmle birlikte kamusal alan ile özel alanın iç içe geçtiği ve ortada toplumsal alan olarak isimlendirdiği bir melez alan yaratıldığını ifade etmiştir. Özel alanın kamusala taşınması konusunda Zygmunt Bauman ve David Lyon’un Akışkan Gözetim kitabında Lyon şöyle diyor; “Özel olan, sayısız arkadaş ve rastgele kullanıcılarla kullanılmak ve tüketilmek üzere kamusallaşıyor.” Bu tespitlerle beraber özel alanın aktarıldığı siber toplumsal alanda paylaşım ve beğenilerin kişinin gerçekliği ve duygularına ilişkin daha anlamlı çıkarımlar yaratılmasına sebep olacağını da hatırlatmanın faydalı olduğunu düşünüyorum.

Ayrıca modern kamusal alan söylemde dahi olsa toplumsal katılım ile düşünce ve ifade hürriyeti üzerine inşa edilmiştir. Ancak toplum liberal çizgiden totaliterliğe yaklaştıkça farklılık ve alternatifler görünmez hala getirilebilir. Peki internet ve bu bağlamda sosyal medya mecraları da Habermas’ın tanımı ile kamusal alan olarak niteleyebilir miyiz? Bu mecralarda yapılan tartışmaların rasyonellikten uzaklığı, gerçeklikle ilişkinin çoğu zaman kurulamadığı ve anonim olmanın getirdiği pervasızlıkla farklılıklara karşı gösterilen tahammülsüzlük gibi nedenlerle bu çok mümkün görünmüyor. Ayrıca teşhir ve gözetimle birlikte özel alanın kamusala taşınma yolu olan enformasyon teknolojileri ve sosyal medya yalnızca görsel paylaşımlar açısından değil, düşünsel paylaşımlar açısından da özel alanın söylemini kamusalda devam ettirdiği ve argümantasyon açısından problemli olması nedeni ile rasyonellikten uzaklaştığı ifade edilebilir. Ancak aksi yönde sosyal medyanın Arap Baharı sürecinde Tunus ve Mısır’da veya Gezi Parkı sürecinde Türkiye’de ki kullanımına baktığımızda; genç eğitimli aktivistlerin demokratikleşmeye yönelik kamusal siyasi taleplerini sosyal medya aracılığıyla dile getirdiklerini ve bu anlamda her yurttaşın kamusal alana VPN’le de olsa erişim sağlayabildiğini de söyleyebiliriz.

Sonuç olarak, kamusal ve özel alanın siber toplumsal alanda iç içe geçtiğini ve bu durumun siber alanın özel alan niteliği ile kişinin tüketici kimliğini öne çıkardığını, bu girift oluşum zaman zaman rasyonel olarak kullanılabilse de çoğunlukla argümantasyon ve trol kültürü nedeniyle siber alanın kamusallığına zarar verdiğini ifade edebiliriz.

Önceki İçerikEvlerimizin Pencereleri Mi Kırıldı? (7)
Sonraki İçerikTeşhir Etmek veya Dikizlemek Keyif Mi Verir? (9)
Liseye başlayana kadar yaşamım Kocaeli’de geçti. Sonrasında liseyi Bursa’da Işıklar Askeri Lisesi’nde, üniversiteyi ise İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde tamamladım. Bir süre uluslararası ticaret, şirketler ve enerji hukuku alanlarında çalıştıktan sonra Marmara Üniversitesi AB Enstitüsü AB Hukuku Yüksek Lisans programından mezun oldum ve tezim ‘Türk ve AB Hukukunda Acentenin Denkleştirme İstemi’ ismiyle kitaplaştı. Yenilenebilir enerji projelerinin hukuki süreçlerinde ve şirketlerin kişisel verilerin korunması kanununa uyum süreçlerinde onlarca proje yürüttüm. Bir süredir Özyeğin Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde "Enerji ve Regülasyon", "Yenilenebilir Enerji Hukuku", "Şirketler ve Kurumsal Sosyal Sorumluluk" ve "Uluslararası Çevre Hukuku" derslerinin yürütücülüğünü üstleniyorum. Şimdi ise çalıştığım ve ilgili olduğum alanlarla ilgili bir blog tutmaya başladım. Yazılarla ilgili eleştiri, yorum ve sorularınız için mehmet@legelaw.com adresi üzerinden iletişime geçebiliriz.