Modern Devlet Mi? Yoksa Gözetim Toplumu Mu? (3)

Konudan biraz uzaklaşıp birkaç adım öteden bakmak, yani toplumsal hobimiz olan büyük resmi görmek detaylara bakışımızı da etkileyecektir. Bu anlamda modernizme, modern devlete ve postmodernizme bakmanın faydalı olacağını düşünüyorum. Sosyolojik anlamda modernleşme, bir toplumun bilim ve teknoloji doğrultusunda farklılaşması ve kompleks olması süreci olarak ifade edilebilir. Bu nedenle uzmanlaşma, düzen, merkezileşmiş kontrol, merkezileşmiş bilgi önemlidir. Arşivleme, bilgiyi merkezde toplama gibi hususlarla beraber bugün anladığımız anlamda istihbaratta bu sayede ortaya çıkmıştır. Merkezi bir yönetsellik içeren modern devlet temel bir coğrafi alandan yani vatan mefhumundan temellenen ve anayasal bir yönetime sahip olan devlet olarak tanımlanabilir. Anayasal yönetimler siyasette çeşitli grupların söz sahibi olmasına olanak sağlamış ancak devletin devamlılığı bağlamında merkezi icrailiği sağlamak adına uzmanlaşmış bürokrasi doğmuş, vatan ve ulus mefhumları üzerinde askerlik düşüncesi değişmiş ve zorunlu askerlik doğmuştur. Merkezi icrailik sağlanması adına vergilerin merkezden toplanabilmesi ve zorunlu askerliğin takibi adına nüfus sayımları başlamış, mülkiyetin kontrolü için tapu kayıtları ortaya çıkmış ve devletin kişisel verilere merakı böylelikle doğmuş diyebiliriz. Bu anlamda David Lyon, Günlük Hayatı Kontrol Etmek: Gözetlenen Toplum isimli eserinde “Neden modern toplumlar bilgi toplumlarıdır? Çünkü Alexis de Tocqueville ve diğerlerinin on dokuzuncu yüzyılın ortası gibi erken bir tarihte iddia ettiği gibi bunlar emsalsiz bürokratik belgelenmeye ve müdahaleye bağımlıdırlar. Modern hükümet yönetimi kişisel verilerin toplanması ve kayıtlanmasına bağımlıdır. Fakat aynı şekilde, modernitenin diğer anahtar parçası olan kapitalist yatırımlar, verimliliği ve karlılığı geliştirebilmek için, çalışanları, bilinmeyen bir dereceye kadar izlemekte ve idare etmektedir. Bu nedenle modernite, gücü yaratmak ve devam ettirmek için veri ve bilgiye dayanmak anlamına gelmektedir.” tespitleri ile veri ile devlet, gözetleme ile ekonomi arasındaki ilişkiye ilişkin doğru bir yeri işaret etmektedir.

Modernitenin merkeziliğini yıkan postmodern dönemde ise bilgi dağınıklaşmış, kültürün kitleselliği yıkılmış, kitlesel medya yerini bireyselleşmiş yayıncılara bırakmış ve modern dönemde devletin merkezde toplamak istediği bilgiler postmodern dönemde birçok şirketten daha verimli şekilde elde edilir hale gelmiştir. Yine postmodern dönemde bireyin serbestçe her şeyi düşünebileceği, bireyselleşme doğrultusunda yabancılaşma ve sosyal çatışmanın artacağı, bireyin imaj için gruplaşmalara dahil olabileceği göz önüne alındığında sosyal kaos öngörüsü birçok yazar tarafından yapılmaktadır. Hali hazırda tüketim toplumunda yaşayan, temel ihtiyaçlarını ve hatta lüks tüketimini kredi ve taksitlerle sağlayabilen bireyin bu kaos ortamında tek korkusu ve en temeli güvenlik olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu bağlamda gözetleme kelimesinin, Nişanyan’ın etimolojik sözlüğünde gözetmekten türediğini ve gözetmenin de korumak anlamına geldiğini ifade etmek yerinde olacaktır. Yani güvenlik problemi ile karşılaşan birey korunmak yani gözetlenmek ister diyebiliriz.

Bu anlamda Zygmunt Bouman Modernite, Kapitalizm ve Sosyalizm isimli çalışmasında İngiltere’de bir havalimanı örneğini vermektedir. “Bir süre önce televizyonda binlerce yolcunun İngiliz havaalanlarında, yeni bir “terörist saldırı paniği” sırasında yolda kalıp mağdur olmalarını izledim. Uçak seferleri sıvı bombanın telaffuz dahi edilemeyecek denli büyük tehlikelerinde ve küresel bir uçuş esnasında uçakları patlatma komplosunun keşfedilmesinden bahseden bir anonstan sonra iptal edilmişti. İptaller yüzünden uçağa binemeyen o binlerce insan tatillerini, önemli iş görüşmelerini, aile buluşmalarını kaçırdılar ama şikayet etmediler! Birazcık bile… Tepeden tırnağa köpekler tarafından koklanmaktan da, uçsuz bucaksız güvenlik kontörlü sıralarında beklemekten de, normalde aşırı derecede gurur kırıcı bulacakları üst aramalarından da şikayet etmediler. Tam tersine mutlulardı ve yüzleri takdirle parlıyordu: sürekli “kendimizi hiç şu an olduğu kadar güvende hissetmemiştik,” dediler, “bizim emniyetimizi bu kadar iyi sağladıklarından ve ihtiyatlarından dolayı otoritelerimize çok şükran borçluyuz.” Hayatta kalma içgüdüsü ile aranmaktan, düşüncelerini ifade etmekten, seyahat edememekten şikâyet etmeyen modern birey özel hayatının izlenmesini talep edebilmekte özgürlüğünü kendi elleri ile Leviathan’a kurban verebilmektedir.

Bouman’ın örneğinde olduğu gibi ABD’de de 11 Eylül sonrasında çıkan ve Patriot Act olarak bilinen yurtseverlik yasası da dönemin olağanüstülüğü kullanılarak ortaya atılmış ve bu yasa doğrultusunda federal hükümet; bir grubu rahatlıkla terörist olarak niteleyebilmekte, izinsiz aramalar yapılabilmekte, kişilerin her türlü kişisel verisine ulaşılabilmekte, her türlü iletişimini tespit edebilmekte ve tüm bunlara ilişkin yargı denetimini sınırlandırabilmektedir. Kurumsallaşmış bir olağanüstülük yaratılmakta ve gözetim had safhaya çıkarılmaktadır. Bunun yanında tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19 pandemisinde insanlar, konum ve sağlık verilerinin işlenmesi ile ilgili en ufak bir tereddüt göstermemiş, hükümetlerden sokağa çıkma yasağı talep ederek yine kendi elleri ile özgürlüğünü Leviathan’a sunmuş ve gözetlenme, kontrol pahasına hayatta kalma içgüdüsü ile güvenlik talep etmiştir.

Tüm bunlar ışığında olağanüstü durumlarda insanların gözetim toplumunda bulunmaktan çekinmediklerini söyleyebiliriz. Bunun yanında postmodern toplumda gerçekliğin yerini alan sanallık ve hatta gerçeğin yeniden inşası ile post-truth bu alanda da kendini göstermekte, devletler sanal olağanüstülüklerle bireyi gözetim altında tutabilmekte ve bu gözetim için bir irade inşa edebilmektedir. Sürekli gözetlenen, tercih ve yönelimleri, düşünceleri, mahrem bilgileri bilinen bireylerin hem siyasi ve ekonomik anlamda hem de tüketici olarak yönetimi kolaylaşmaktadır. Yine David Lyon’un yukarıda bahsettiğim eserinde söylediği üzere, “yeni iletişim teknolojileri ve otomasyon sürekli kayıt tutmayı mümkün kılmakta, doğrudan ve gündelik gözetimle sınıflandırma, profilleme ve veri eleme daha hızlı yapılarak gözetim evrensel bir boyut kazanmakta ve böylelikle postmodern gözetim aşamasına geçilmektedir.” Bu ortamda cevabımı başka bir soruyla bitirmek isterim. Foucault’nun da sorduğu gibi, “Gören mi iktidardır, görülmeyen mi yoksa görülmeden gören mi?

Önceki İçerikGerçekten Herkesin Parmak İzi Farklı Mıdır? (2)
Sonraki İçerikSaklayacak Neyimiz Var Ki? (4)
Liseye başlayana kadar yaşamım Kocaeli’de geçti. Sonrasında liseyi Bursa’da Işıklar Askeri Lisesi’nde, üniversiteyi ise İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde tamamladım. Bir süre uluslararası ticaret, şirketler ve enerji hukuku alanlarında çalıştıktan sonra Marmara Üniversitesi AB Enstitüsü AB Hukuku Yüksek Lisans programından mezun oldum ve tezim ‘Türk ve AB Hukukunda Acentenin Denkleştirme İstemi’ ismiyle kitaplaştı. Yenilenebilir enerji projelerinin hukuki süreçlerinde ve şirketlerin kişisel verilerin korunması kanununa uyum süreçlerinde onlarca proje yürüttüm. Bir süredir Özyeğin Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde "Enerji ve Regülasyon", "Yenilenebilir Enerji Hukuku", "Şirketler ve Kurumsal Sosyal Sorumluluk" ve "Uluslararası Çevre Hukuku" derslerinin yürütücülüğünü üstleniyorum. Şimdi ise çalıştığım ve ilgili olduğum alanlarla ilgili bir blog tutmaya başladım. Yazılarla ilgili eleştiri, yorum ve sorularınız için mehmet@legelaw.com adresi üzerinden iletişime geçebiliriz.